Perla ile Yunan Adaları’nı gezme fırsatı gezisitesi.com’da. Gemi seyahatinde Yunanistan’ın en büyük, Akdeniz’in beşinci büyük adası Girit, beyaz evleriyle, dar sokaklarıyla, açık hava cafeleriyle ve dik yamaçlarda göz kamaştırıcı köyleriyle misafirlerini adeta büyülüyen Santorini, Heraklion, Pire ve Mikonos rotası üzerinden tekrar Kuşadası limanına dönüyor. 24 – 31 Mayıs hareketli bu muhteşem tur, 3 gece 4 gün vergiler dahil 199 Euro.
1960′larda yalnızca balıkçı kenti olan Dubai bölgenin en önemli ticaret ve turizm başkenti olmayı başarmış. Siz de bu modern kenti görmek istiyorsanız gezisitesi.com’da yer alan 2 gece 3 günlük Dubai turunu hemen satın alın. Emirates Towers, Jumeirah Plajı, Altın ve Baharat Çarşıları’nın gezileceği tur programında Burj-El Arab’da fotoğraf çekimi de var. Dilerseniz, çölde safari turuna katılabilir veya modern alışveriş merkezlerini tercih edebilirsiniz.
Atina turu gezisitesi.com’da kaçırılmayacak fırsatlar arasında… 3 gece 4 günlük gezinin fiyatı uçak dahil sadece 79 Euro. Atina’da Zeus Tapınağı, Akropolis başta olmak üzere bir çok tarihi yerin gezileceği tur programında Corinth Kanalı ve Pire Limanı da var. Gezisitesi.com’dan satın alacağınız turun hareket tarihi 25 Nisan. Atina’da tarihi bir gezi yapmak istiyorsanız siz de geç kalmadan gezisitesi.com’dan rezervasyonunuzu yaptırın.
Dünyadaki diğer ülkelere göre ‘mağara cenneti ülke’ durumunda olan yurdumuzda yaklaşık 40.000 adet mağara bulunuyor. Mağara oluşumları bakımından önemli bir jeolojik-jeomorfolojik nitelik olan karstlaşma (karstik alanlar) ülkemizde Batı ve Orta Toros Dağlarında (Muğla, Antalya, Isparta, Burdur, Konya, Karaman, İçel ve Adana ) yer alıyor. Ülkemizdeki mağaraların çeşitli bölgelere yayılmış olması, turizmin bölgelere ve tüm yıla yayılması amacına hizmet edecek önemli bir kazanım olarak düşünülüyor. Mağaraların sahip olduğu kültür ve tarih, inanç turizmini de ilgilendiriliyor.
Türkiye’nin en uzun ( Beyşehir Gölü batısındaki Pınarözü Mağarası, 16 km) ve en derin mağaraları (Anamur’un kuzeyinde Çukurpınar Düdeni, 1880m) bu dağ kuşağı üzerinde. Ülkemizde mağara araştırmaları 1964 yılında kurulan Mağara araştırma Derneği (MAD) tarafından başlatılmış. Daha sonra ilk üniversite kulübü olan 1973 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü ( BÜMAK ) kurulmuş. 1979 yılında MTA Jeoloji Etütleri Dairesi bünyesinde kurulan Karst ve Mağara Araştırmaları Birimi, bugün mağara araştırmalarının büyük bir bölümünü gerçekleştirmekte.
Rusya’da bir kaç seneden beri gözlemlenen ve bu yıl tam olarak adı konan bir hastalık var: Türkiye sendromu! Sıcak bir ülke ve rahat bir tatilden sonra kendilerini çalışma temposu içinde bulan rusların bu duruma adapte olamadıkları ve genel bir sinirlilik hali gözlemlendiği bildirildi. Bilim adamları buna Türkiye sendromu diyor.
Hani derler ya, çatacak adam arıyor diye, işte o durumdalar.
Özellikle işyerlerinde gergin bir hava var.
Yan bakmak, gözünün üstünde kaşı olmak başlı başına tartışma nedeni. Tabii, bir de sinirlerine hakim olamayan, çalışma arkadaşlarına tekme tokat girişenler var.
Peki neden?
Yanıtı basit: Türkiye sendorumu ya da tam adını söylemek gerekirse, ”Türkiye’de tatil sonrası sendrom”.
Bu yıl yaz aylarında Efes antik kentini görmek isteyen ama şıklığından da taviz vermeyen bayanların dikkatine!
Herkül (Herakles) Kapısı, Roma Dönemi’nin sonlarında gelip geçenleri kontrol etmek ve alt sınıflardan gelen kimselerin asiller ve zenginlerle karışmalarını önlemek amacıyla inşaa edilmişti.
Raporda, her yıl milyonlarca ziyaretçinin antik kent üzerinde dolaşması aşınmanın en önemli nedeni olarak gösterildi. Bir ziyaretçinin antik kenti ortalama 2 saat gezdiği belirtilirken, Celcus Kütüphanesi ve Mermer Caddesi’ndeki kokteyl ve yemeklerin de Efes’e zarar verdiği belirtildi. Ayrıca antik tiyatrodaki gösteriler için konulan malzemeler ve araçlar da aşınma nedeni olarak gösterildi.
Heyetin bilgilendirmesi üzerine, bu sorunların en azından bir bölümüne çözüm bulmak isteyen Selçuk Belediye Başkanı Vefa Ülgür, bürokratları ve uzmanlarla bir araya gelerek çarpıcı bir kampanya başlatma kararı aldı. Efes Antik Kenti’ni gezen turistlere, “Yüksek topuklu ayakkabı giymeyin” çağrısı yapan Ülgür, “Aslında Efes’i yüksek topuklu ayakkabılarla gezmeyi yasaklamak lazım. Ancak yasal olarak böyle bir yetkim yok. Bu yüzden böyle bir kampanya başlatıyorum” dedi.
Ahşap yürüme bandı yapılsın
Aşınmaları en aza indirmek istediklerini kaydeden Başkan Ülgür, ayakkabıların antik kente verdiği zararın kesinleştiğini söyledi. Ülgür, “Antik kentin belirli bölgelerine oturan ahşap yürüme bandı yapacağız. Ziyaretçiler bu yürüme bandını kullanacaklar ve alana zarar vermeyecek. Başka önlemler de almamız lazım. Antik kente topuklu ayakkabıyla gezenler zemine zarar veriyor. Efes Antik Kenti’ni yılda 1.5 milyona yakın turist geziyor. Burası Türkiye’nin en önemli tarihi ve kültürel miraslarından. Giden değerler geri gelmiyor” dedi.
Efes Müzesi’nden emekli arkeolog Cengiz İçten, Herkül Kapısı’nın basamaklarının 1950′li yıllarda ortaya çıkarıldığını hatırlatarak, aşınmayla ilgili gerekçeleri şöyle sıraladı: “Ziyaretçiler bu kapıdan diğer bölgeye kanalize oluyor. Burası dar bir geçit. Binlerce kişi aynı yere basıyor. Geçitten sonra ise alan genişliyor. Yani sonrasında herkes aynı noktaya basmıyor. Aşınmanın nedeni bu. Efes’e gelenlerin mutlaka lastik ayakkabı ile gezmesi lazım. Çoğu buna uyuyor. Ama tabii topuklu ayakkabı ile gelenler de var. Başkan Vefa Ülgür’ün bu kampanyasını destekliyorum. Bu tür ayakkabılar zemine zarar veriyor. Yürüme bandı da önemli bir çalışma. Ancak Efes’e randevu ile giriş olmalı. 1 milyon kişi de gelse aynı gün içeri girebiliyor. Bu önemli bir zarar.”
Kaynak:Yeniasır
Tatil yapmak…. Bir zamanlar bu sadece teyzenizin, amcanızın yada aileden varlıklı birinin yazlığında yapılan uzun ve sıkıcı bir yaz aktivitesinden ibaretti… sonraları Ülkemin kıyılarında iyisinden kötüsüne yüzlerce tesis açıldı, yabancıların yetmediği yerde Türkler turist yapıldı, ama nihayetinde herşeyin üzerinden uzun zaman geçti ve herkes bir şekilde otel tatili denilen şeyin tadını çıkardı, hevesini aldı ve yeni arayışlara yöneldi.
Şimdilerde Turlar moda… gerçi henüz bunu tam becerebildiğimiz de söylenemez.! herşeyi olduğu gibi bu müesseseyi de ucuzlatmak adına kaliteden verilen tavizler yüzünden özellikle tarih temalı tur tatili anlayışımız Dali’inin sürrealist tablolarına benzemekte… Yabancılar bizden çok daha önce bu tuzağı sezdikleri için artık sadece Deniz için geliyorlar. Yıllar önce kültür turları için gelen Alman, İtalyan ve Fransız turistlerin sayısı şimdi bir elin parmaklarını geçmiyor. 100 turdan sadece biri kültür amaçlı. Turu ucuza getirebilmek için vakitten tasarruf ediliyor. Zamanla yarışan rehberler de, yaşlı turistlere 5 günde 3 bin kilometre yol yaptırmak zorunda kalıyor.

Örnek isterseniz; 3 yıl önce Anı Tur’la çıktığımız “Gizemli Likya” turunda gezi teknesiyle bangır bangır Ankaralı Turgut çalarak Kleopatra Hamamı denen koya girişimizi gösterebilirim. Eğer bu coğrafyanın gerçekten hakettiği Tarih turu yada Kültür turu denilen şeyi gerçekleştirmek istiyorsanız Genel turizm firmalarından şiddetle uzak durmanızı tavsiye ederim.
Alanya’ya oldukca geç gittim sayılır. Tabi bunda Cunda ve Fethiye ye aşık olup devamlı olarak oralara çekilmemin de etkisi vardır. 2004 yılında Alanya’da Dalış eğitimi veren bir arkadaşımın daveti üzerine, hem daha önce görmediğim bu ünlü tatil şehrimizi görmek hem de sıkı bir balık adam olabilmek için Alanya yollarına düştüm.
Sadece tatilde yaşanan anlar yaşanmış sayılır…
Bir düşünün; çocukluğunuza yada gençlik yıllarınıza ait anıların neredeyse tamamı, Teyzenizin yazlığında yada bir kumsalda yada bir otobüs yolculuğunda yada bir teknede balık tutarken… hangimiz evden işe, işten eve giderken yaşadıklarımızı biriktirebiliyoruzki? bu sebeple biraz daha yaşamaya heveslendirebilmek için burası var. Hem sizi, hem de kendimi….
Blog henüz çok yeni olduğu için çok kısıtlı sayıda insana ulaşabildiğimin farkındayım. Eğer bir şekilde bu blogu sevdiyseniz, güçlenmesine katkıda bulunmanızı rica ediyorum. Lutfen kendi, kaçış ve tatil öykünüzü, çektiğiniz bazı fotoğraflarla birlikte gidebilsem@gmail.com adresine gönderin ve burada yayınlayalım. Yalnız başınıza çıktığınız bir gezi, gördüğünüz ve unutamadığınız yerler, küçük ama güzel oteller,moteller,pansiyonlar, arkadaşlarla yaptığınız bir grup aktivitesi… hepsi olabilir yeterki yaşanmış bir deneyim olsun. Çünkü yaşanmış deneyimlerin doğru tatil rotası çizmek için en iyi alternatif olduğuna inanıyorum ve yazılarınızı bekliyorum.
Blogu yeni açmış olmanın verdiği heyecanla biraz da yaz mevsimine olan özlemimle sanırım, hemen Ayvalık falan girişmişim, halbuki şu an ben net’e girip tavsiye falan arasam kışlık bir tatil arayışının yazılarını okumak isterim. Tamam o zaman deyip yatmadan önce geçen nisan ayında kalabalık bir arkadaş gurubuyla bir hafta sonu konakladığımız, Bolu Sarıalan yaylasında bulunanan Özcan Dağ evi tatilimizden bahsetmek istiyorum.

Sarıalan yaylaları, Bolu’nun 20 km. güneydoğusunda Kartalkaya yolu üzerinde, çevresinde 14 yaylanın bulunduğu bir yayla grubudur. Burada kamp, piknik ve trekking için uygun yerler vardır. Saraycık Yaylası kenarında bulunan gölet yöreye ayrı bir güzellik katmaktadır. Köroğlu Turizm Alanı 2. Gelişim Bölgesi içinde yer almakta… Geçen yıl artık yaz gelse de bir yerlere gitsek ama kışa da güzel bir veda etsek dediğimiz bir zamanda, 15 yıllık dostlarımızla buluştuğumuz damdakiler.com’un değerli üyesi Mustafa Hindistan kardeşimin ön ayak olmasıyla forum üzerinden bir gezi tertipleyip gidivermiştik ve çok da iyi yapmıştık.






